18 Aralık 2017 Pazartesi
Ağlama Payı
Soğuk bir karamsarlık günü sanki bugün.
Her şeyden herkesten bıkmak üzereyim.
Bık-tım hatta.
Odaklanamıyorum.
Sinirlerimi kontrol edemiyorum.
İyi niyetimin son damlasındayım.
-Allah'ın dediği olur.
Yapmak istediklerime bakıyorum.
Bir de olanlara...
Bütün bu olanlar?
Gerçekten, katlanamıyorum.
Derdimi kime anlatabilirim?
Yüzüme damla damla düşen yağmurlara mı?
Onlar bile çok düzenli.
Çok masum.
-Şemsiye ister misin?
+Islanmak güzel.
Üşüyorum.
Gözümün önüne gelmesin bu olanlar.
Uyuduğumda geçer mi?
Geçmez amk.
Geçmez...
Sesim kısılana kadar bağırmak istiyorum.
Hıçkıra hıçkıra ağlamak.
Düzensiz dünyanın günahı mı bu?
Evet...
Gidiyorum buralardan.
Bir daha dönmemek üzere hem de.
Kendimle baş başa kalmak ne güzel.
-Şemsiye?
+Islanmak güzel dedim ya...
Yağmur damlaları, bana sarılıyor.
Sımsıkı.
İhtiyacım olan bu.
Ama üşüyorum.
Gözümün önüne gelmesin bu olanlar.
Ölüm bir karanlıktır.
Her yer karanlık?
Ölüyor muyum lan yoksa?
Hala ıslanıyorum.
Gökyüzüne bakıyorum.
Dudaklarım bile üşüdü.
Acımı hangi melek dindirebilir?
Dokunsalar ağlarım.
Neyse...
Bu yazının sonuna "ağlama payı" bırakıyorum.
Hıçkıra hıçkıra...
@Topalogluomur
Not: Bu yazının son satırlarında (Sagopa Kajmer - Kürdan Kollar) şarkısından esinlendim.
4 Aralık 2017 Pazartesi
Gitmek (Şafak 60)
Gitmek, her zaman en kolay olandı. (dimi?)
Önemli olan arkanda neler bıraktığındı.
Tebessüm ettiğin anların;
Gözlerinin dolduğu hani.
En içten gülüşün.
Seni sevenlerin sana olan sadıklığı.
Sarılmaktı belki de gitmek.
Gün saymaktı en çok da.
Ama...
Geriye doğru...
Şafak 60...
Şafak 59...
Şafak 58...
Gözyaşlarına hakim olamamaktı gitmek.
Hep düşünmekti.
Sevdiklerini.
Yaptıklarını.
Yapamadıklarını.
Yıkımlarını.
Yıktıklarını.
Yıldıklarını.
Her detayı.
Gitmek, özlemekti;
Bulunduğun her anı hem de.
Gitmek, kaybetmekti;
Sahip olduğunu zannettiğin her şeyi hemde.
Gitmek, korkmaktı;
Sokağa çıkmaktan bile.
Gitmek, saklanmaktı;
Aynalardan bile.
Gitmek, uzaklaşmaktı;
Kendinden bile.
Tam her şey yolunda derken;
Alabora olmaktı gitmek.
Gitmek, kör kütük sarhoş olmaktı.
Ertesi gün hiçbir şey hatırlamamaktı gitmek.
Gitmek, özlenmekti;
Hiç olmadığı kadar.
Gitmek, özletmekti;
Hiç olmadığı kadar.
Arkana dönüp bakmaktı gitmek.
Paramparça etmekti gitmek.
Ama...
Her şeyin bir sonu vardı.
Sen istesen de.
İstemesen de.
Zor olan dayanabilmekti.
@Topalogluomur
Not: Bu yazı "askere gitmek" teması ile kaleme aldığım bir yazıdır.
#Safak60
20 Kasım 2017 Pazartesi
Bilmiyorum
Akıp giden zamanda ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum.
Keşke bir çizgi olsa...
O çizgiyi çektiğimde her şey bambaşka bir hâl alsa...
Karamsarım evet. Ve bununla yaşamayı seviyorum.
Yazdıklarımdan ibaret biriyim, aynı zamanda.
Her ne kadar "hayal ürünü" desem de, kendimden bir şeyler var yazdıklarımda...
Kendimden çok bana değer verenlerin mutlu olmasını istedim hep.
En çok da Babam'ın...
Nasibimin iyi olmasını bekleyerek geçiriyorum bu beyhude ömrü.
Kader, bir yerde insanların çabalarına bağlı olan bir şeydi ya hani...
Belki de çabalamaktan bile yorulmuşumdur.
Belki çabalamıyorumdur, evet.
Ama kalbim belli.
Ama yüreğim belli.
Ama niyetim belli.
Yetmez mi?
Neden böyle hissizim peki?
Hep merak ediyorum...
Neden sevgimi dolduran bir yer kalmadı?
Ya da cidden sevgimi hak eden bir yer var mı?
Hissedemiyorum.
Gerçekten.
Çok denedim.
Olmadı...
Olmuyor...
Olmayacak...
Elimden geleni yapmıyorumdur belki, evet.
Yapsam da olmuyor...
Bir gün olur diye hayal bile kurmuyorum.
Nasıl bu hâle geldi her şey?
Böyle hayallerim yok ki benim.
Olmadı da...
Kendi hayatıma uygulayamadıklarımdan ibaret mi her şey?
İstediğim de çok belliydi oysaki.
Dualarımdaki gibi.
İyi şeyler uğruna...
@Topalogluomur
Alıntı:
"yalnızlaşmışız iyice, üstelik de alışmışız... hiç beklentimiz kalmamış dosttan bile..."
(Bkz: Sezen Aksu - Yol Arkadaşım)
(Bkz: Sezen Aksu - Yol Arkadaşım)
19 Kasım 2017 Pazar
Yorgunum
Yorgunum... Geceler kadar yorgun.
"Yalnızlığı istemek" denen bir şey var mı?
En keskin duygu dökümleri yalnızken kendini gösteriyor.
Yalnızken soruyorsun tüm soruları kendine.
Cevap alamayınca başka şeylere yöneliyorsun.
Suya anlatıyorsun derdini mesela. O da şırıl şırıl dinliyor seni.
Sonra duvarlara anlatıyorsun. "Yaşayamadım" diyorsun. Yaşayamadım... Kimsenin dinlemediği kadar dinliyor seni duvar içtenlikle.
Devam etmek istiyorsun.
Işıklar kapalı...
Ortam sessiz...
Gözlerin de kapalı...
İnsan karanlığa karışmak ister mi?
Mum ışığı olsun sadece. Ufak bir kağıt parçası. Bir tane kurşun kalem...
~
Geceleri uyuyamamak istiyorum. Hiç...
Uyumayıp düşünmek istiyorum her detayını, hayatımın.
Tüm dönüm noktalarını. Tüm yıkımları.
O anlara gidip değiştirmek istiyorum kaderimi.
Hatta kaderimi yeniden çizmek istiyorum.
Kendimi dinlemek istiyorum yazarken.
Uzun uzun dinlemek...
Gerçekliğine inanmadığım bir çok duyguyu yalnızken hissedebilmek...
Devrik cümleler gibi yaşamak istiyorum bazı şeyleri de.
Bir plan yapmadan...
Bana ilham veren müzikleri yanıma almak istiyorum.
Onları dinleyip kurşun kaleme kavuşmak...
"Yorgunluk" demişken...
Yorgunluğumun mazisi çok uzun.
-Rakı masası ister benim yorgunluğum.
Gözyaşlarını dökmek ister.
Ağlatmak ister.
Anlatmak ister. Susmadan...
Ne benim yazacaklarım biter, ne de yorgunluğumun anlatacakları...
Öyle dememiş miydik zaten?
-Ne geliyorsa içimden.
@Topalogluomur
7 Kasım 2017 Salı
Şehirler de İnsanlar Gibi (Lazım Tekerrürü)
Bazen "şehir" değiştirmek insana bir terapi gibi geliyor. Gittiğin yerde başka bir hayat yaşıyorsun. Ve bu sana ciddi anlamda iyi geliyor. İlginç ama geliyor lan. Sonra kendine dönüp diyorsun ki; gitmek lazım demek ki... Uzaklaşmak lazım. Unutmak lazım. Unutamadıklarını. Hatta kendini bile. Güzel şeyleri bırakmak lazım ömrüne dair. Kendini hatırlamak lazım sonra; kalabalık olan şehirlerde. Şehirler gibi bir insan olmak lazım. Zamanla değişmek lazım. Ya da değişmek lazım zamanla... Kendini hep başka bir yerde hayal etmek lazım. Kapatmak lazım kapılarını bir süre. Açmamak lazım. Kendinde saklanmak lazım. Kimsenin bulamayacağını düşünerek... Bir parkta oturup ufak bir not defterine içini dökmek lazım. Paylaşmamak lazım. Yağmurda ıslanmak lazım. Asıl mesele buluttaydı deyip, yağmura şiir yazmak lazım. Kapşonlu bir polar giyip sokağa çıkmak lazım. Kapşonunu kapattığında, özgürlüğü yaşamak lazım. Derinlerde kaybolmak lazım. Kimsenin seni bulmasına izin vermemek lazım. Ağlamak lazım lan. Ama yine yalnızken... Kabuğunda ketumlaşmak lazım. Biri sorduğunda; "ben iyiyim" diyebilmek lazım. "O lazım, bu lazım, şu lazım..." Aslında bir çok şey lazım biliyor musunuz? Ama bunlar için gerçekten,
-ne yapmak lazım?
@Topalogluomur
4 Eylül 2017 Pazartesi
Alaçatı
Alaçatı'da geçirdiğim her yaz buradan nefret ettim, her yaz buraya aşık oldum. Her yaz başında bitse de gitsek dedim, sonlara doğru ne olur bitmesin dedim, bitince bir daha gelmeyeceğim dedim, gidince ne olur geri dönelim dedim. Üzüntüden sarhoş olup dağıldım, mutluluktan sarhoş olup dağıttım. Her sene bambaşka mekanlar, bambaşka insanlar, bambaşka hayatlar gördüm. Yapamam dediğim her şeyi yaptım, çok sinirlenip yuttum, çok sevip unuttum, kalamam dediğim yerlerde kaldım, yaşayamam dediğim şartlarda yaşadım. Alaçatı, hem nefret ettirdi kendinden hem de aşık etti kendine... En büyük kazıkları attı ve en sağlam dostları kazandırdı ama yine de anlatmadı nefret mi etmeliyim, uğruna ölmeli mi? Alaçatı öyle bir yer ki, bana burada kalmak için sabretmeyi ve buraya dönmek için yine sabretmeyi öğretti. Etrafımda bir tane normal insan yokken nasıl delirmeyeceğimi öğretti ve dünyayı -hiç olmazsa benim o küçük -dünyamı o delilerin değiştireceğini, o yüzden de nasıl delireceğimi öğretti. Korkmadan savaşmayı, çok savaşmak isterken arkamı dönüp gitmeyi öğretti. O yüzden en büyük kumarları, en beklenmedik büyük kayıpları, en beklenmedik büyük kayıpları, en umulmadık kazançları aldı içine ve her zaman ne kadar çok risk alman gerektiğimi ve nasibi gösterdi bana. En bırakıp gitmemem gerekenlere sırtımı zorla çevirtti bana ve en kapılmamam gerekenlere kaptırdı beni. En büyük insanların ne kadar egosuz olduğunu gösterdi bol bol, en olmamışların kraldan çok kralcılıklarını midemi bulandıra bulandıra gösterdi. Sonra her şeyi gösterince sınava aldı beni, en büyük hataları yaptırdı ki en büyük dersleri çıkarabileyim. Alaçatı, 12 ayı 3 ayda yaşattı bana; yani hayatı 4 kat hızlı yaşadım ve o kadar olay, o kadar his, o kadar hüzün... Çok ağır geldi ve bazen oturdum içtim. Veya içmedim. Bana seçim yapmayı, kendimi bulmayı, yasaklara aldırmamayı öğretti burası. Benim derslerin yarısı AA oldu burada, bir kısmı FF, birazı da DC. O yüzden bitmemiş ve yaşanamamış günler için... Alaçatı'ya...
Düzenleme: @Topalogluomur
İçerik Sahibi: @Grkmgkrmn
25 Ağustos 2017 Cuma
Nasipsizlik
Keşke her şey dualarımdaki gibi olsaydı derdi çoğu zaman. İsyan etmiyorum yanlış anlama diye eklerdi. Hayat bunu söyletiyordu ona belki de. Ben niye böyle olmak isteyeyim? Nasipsizlik burada devreye giriyordu. Kanına işliyordu karamsarlığın karanlığı. O karanlıkta gözlerini kapatıp kendini boşluğa bırakıyordu. Gözlerini açamıyordu. Açmak istiyordu ama... Nafile. Yaşanmışlıklar dediği o karmaşıklık içerisinde kendine bir yer arıyordu. İnsanlardan çok yorulmuştu. Sanki bütün kötülükler onu yormak için vardı. Ve bu kötülükler onun kendine zarar vermesini sağlıyordu. Sanki düşünecek bir şeyi kalmamıştı. Yüzünü buz gibi suyla yıkayıp aynaya uzunca bakakalıyordu. Kendinde en sevmediği şey çok fazla ayrıntılarda boğulmasıydı. Ayrıntılar onu boğuyordu, o da ayrıntıları. Nefesini kesiyordu tüm bu olanlar. Tüm detaylar... Tüm vefasızlıklar... Tüm kötülükler... Tüm hak etmeyenler... Tüm yanlışlar...
O artık iyiyi düşünemez hâle gelmişti. İyiyi düşünse de sonunu kötüye bağlıyordu. Tek bir isteği vardı hayata dair. Bu hayatta iyiliği düşünenler ve yaşatanlar kalmalı. Gerisi teferruat... "İyi kalın", "iyi olun", "iyi yaşayın", "iyi yaşatın", "iyi sevin"...
@Topalogluomur
Güvenmek dediğiniz
Güvenmek dediğiniz şey nedir sizin? Ya da güven kavramının hassasiyeti. Ya da hissedilen güvenin güzelliği falan.
Belki de sizi salt yalnızlığa iten o saçma kavram?
Belki de yalnız oluruz, yanlış olmayız diyebilmek?
Ben açıklayayım mı? Güven dediğiniz kavram yeryüzündeki hak etmeyenlere verdiğimiz o boktan duygu. O hak etmeyenler hep bu dünyada yaşarlar. Sizin dünyanızın içine etmek için. Hayatı size zindan etmek için. Tam bu sefer oldu dersiniz. Sonra... Fiyasko. O hak etmeyenler hayatlarını sürdürür en güzel şekliyle. Ama siz, paramparça... Duygularınızın tarifini yapamayacak cümleler çıkar karşınıza. Güvenecek bir dolaylı tümleç ararsınız. "Kime" dersiniz? "Kime ulan?" Cevap sizi hak etmeyenlere götürür ne yazık ki. Tekrar başa dönersiniz. Unutmak için bir şeyler denersiniz. Alkol, bilmem... Belki de sigara... Kesmez hiçbiri sizi. Sonra sokaklara atarsınız kendinizi. Zifiri karanlıklar ararsınız. Çözüm olacağını düşüneceğiniz için. Ama çözüm sokaklar da değildir. Düşünmemek istersiniz. Ama her düşünmeyişiniz de karşınıza çıkar o hak etmeyenler. Gözlerinizi kapatıp bir an olsun kaybolmak istersiniz. Hayallerinizle güzel yerlere gitmek istersiniz. Mutlu olduğunuzu hatırladığınız o güzel yerlere. O dakikalara...
Ama aksilik işte... Hak etmeyenler o masalların bile sonuna gelir hep iyi ya da kötü. Ama en çok kötü...
~
İşte böyle boktan bir kavramdır güven...
Hiç hak etmeyene verdiğiniz,
Ama sonuna kadar hak edene yüz çevirdiğiniz,
Ruhunuzu terk edip gitmiştir belki "güven" dediğiniz,
O yüzden güzel gelir zaten "yalnızlık" dediğimiz...
@TopalogluOmur
mesafeler diyorum
mesafeler diyorum...
hani bi' çok şeye engel olan
hani deli gibi isteyip yapamadığın
hani hiç bu kadar istemediğin
hani olsa diye uykuya sardığın
hani hayallere daldığın
hani her şeyi göze aldığın
hani seni uzun uzun yazdıran...
~
mesafeler diyorum...
hani her düşündüğünde bir anlık unutup gittiğin
hani unutulup gittiğin...
hani 'of' dedirten
hani kafayı yedirten
hani sesini titreten
hani özlemini dirilten
hani seni rakı içirten
hani o uzunca mesafeler var ya...
işte o mesafelere yazıyorum bugün.
@Topalogluomur
Anksiyete
Hüzün dolu bir gündü. Aslında her gün ona böyle hissettiriyordu. Çok fazla uyumaya başlamıştı. Çok fazla dikkati dağılıyordu. Dinlediğini anlayamıyordu. Sürekli boşluklara dalıyordu. Ve bunun düzelmesi için hiçbir şey yapmıyordu. Kendi benliğini kaybetmeye alışmış, hatta bunu kabullenmişti. Aksini istemiyordu. Gözlerinin önüne hep geçmişteki hatıraları geliyordu. O, artık bir anksiyete haline girmişti. Sürekli olumsuz şeyler düşünmekten; kendi kabuğunun dışına çıkmaya korkuyordu. "Neden" diye sorduklarında: "bilmiyorum, belki de bunu hak ediyorumdur" diyordu. Neden hak ettiğini düşünüyordu? Hep yaptığı hatalar olduğunu düşünürdü. O, hatalardan aldığı dersler sonucunda "iyilik" kavramına yaklaşırdı. Olumsuz düşünme sebebi, vicdanını rahatlatmanın o kadar kolay olmadığıydı. Şu an böyle olmasının sebebi, geçmişte bıraktıklarıydı. Her insan yaşattığını yaşarmış. Belki de bundandı. Kendini savunmasız hissetmek istemiyordu. Güçlü gözükmek istiyordu. Korkuyordu. Yıpranmaktan, sevdiklerinin yanında olmamasından... O, kendisi için hiçbir şey düşünemez hale gelmişti. Hep başkalarının mutluluğuyla kendini motive eder olmuştu. Kendisini unutmuştu. Bu unutkanlık, onu tanınamayacak hale getirmişti. Tanınmak istemediği bir boşlukta uyumak istiyordu sadece. Uyanmamak üzere...
@Topalogluomur
Neden
Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Yapamıyordu. Yaşadıklarına karşı bir direnç gösteremiyordu. Güveni defalarca kırılmıştı. Herkesten şüphe ediyordu. Neden diye sorguluyordu. İyiliğin bu kadar kolay olduğu dünyada neden kötülük yapabiliyor insan? Neden merhamet duygusunu bile yitirmişti insan? Neden bu hayatın bir de sonu olduğunu bilmiyordu insan? Neden bu denli gözlerini karartıyordu insan? Nedameti bu yüzdendi. Bu insanları hayatına sokabilen yine kendisiydi. O, kendine hep şunu söylerdi: "Her şeyimi kaybetsem bile, merhametim beni ayakta tutsun" Bildiği tek şey bu cümleyi her zaman yaşatmak istediğiydi. Bu cümleyi yaşatmak elindeydi. Bazen kendini kalabalığın içinde yapayalnız hissederdi. Kendi kendine konuşmaktı onun için yazı yazmak. Kendini dökmekti. Kendini görmekti. Kendisiyle yüzleşmekti en çok da... Baktığı pencereden görmesini istediği insanlara okuturdu bu yazıları. Kendine bir şey katmak isteyenlere...
@Topalogluomur
Baba
Babasının günlüğünü okumayı çok severdi. Orada tüm küçüklüğü, tüm mazisi vardı. Babasının her şeyi bu kadar detayla not etmesine çok şaşırırdı. Babasının yazısı çok güzeldi. Belki de o babasının sayesinde yazmaya böylesine merak salmıştı. Anlatamadıklarını, yaşatamadıklarını uzun uzun yazardı. Babası da öyleydi... İçinde yaşardı her şeyi. Gözyaşlarını bile içine dökerdi. Bu yönüyle babasına çok benzerdi. Üzüntü paylaşılınca geçmezdi. Çok büyük keşkeleri vardı, hayatına dair... Özlem duygusunu çok derin hissediyordu bu yüzden. Tarihler, saatler aklına geliyordu. Unutmak mümkün müydü? Asla... Şimdilerde yazılarını okuduğu adam yanında yoktu. En çok da ona dair keşkeleri vardı zaten. Günlüğünü açtığında kendini tutamaz, ağlardı. Ama bu ağlamak, ona çok iyi gelirdi. Çünkü, huzur kokardı o günlükteki anılar. Gözlerinin önüne getirirdi yaşadıklarını, iyisiyle kötüsüyle... Yüce gönüllüydü babası. Kıymetini kaybettikten sonra anlamasıydı en büyük üzüntüsü. Ölümdü en büyük gerçeği bu hayatın. En çok unutulan ama en gerçek olanı hem de...
@Topalogluomur
Baş Ağrısı
Başı çok ağrıyordu. Ama bundan keyif alır gibiydi. Dikkatini bu acıyla dağıtmak istiyordu. Belki de bu acı, ona düşünmekten korktuğu şeyleri unutturuyordu. Unutmak? Unutmak, öyle kolay değildi. Unutmak denilen şey, aslında yeniden hatırlamaktı. Unutmaya çalışmak, öyle kolay değildi. Bu yüzden içki içmezdi. O, derdini bile önemsiyordu. Aslında bu melankolik düşünceleri kafasından ne atmak istiyordu ne de onlarla yaşamak. İkisinin arasında kalmıştı Dante gibi. Nasipsizliğine çok inanırdı. Kafasında hep olumsuz düşünceler barındırırdı. Onun derdine ortak olmak isteyenleri nazikçe reddederdi. Çünkü, anlatınca geçmezdi. Geçemezdi... Ben böyle mutluyum derdi. Kendi içine kapatmıştı duygularının düğümünü. Bu kördüğümdü. Kendisi bile çözemezken, başkalarına müsaade etmezdi. Hep şöyle söylerdi: "Yanında mutlu olabildiğim insanlar istiyorum" İnsanlar? Hep zarar görmüştü bu kavramdan. Tam ayağa kalkacakken tekrar yıkılmıştı. Pes etmişti artık. Sessizlik ve karanlık istiyordu. Hatta fazla uyuyabilmek istiyordu. Birkaç gün uykudan uyanmamak... Unutmak dedik ya işte. Unutmak, öyle kolay değildi.
@Topalogluomur
Yazık
Soğuk bir geceydi, yüzüne çarpan ürpertiyi tarif edemiyordu.
O an tutulmuştu. Yüzünde bir huzur hissetmişti. Ama kısa süreli bir huzur... Bu
dönem açlığı sadece huzura değildi. Birçok kavrama açtı çünkü.
Yaşayamadıklarına mı üzülmeliydi, hayalini kuramadıklarına mı? Sorularının
cevabı, elbette hayatın kendisiydi. O en çok hayal kurmayı severdi. Duygularını
bir tek orada yansıtabilirdi çünkü. Hayaldi işte... Olmasa da hayal. Karanlığı
bu kadar sevme sebebi belki de buydu. Gözlerini kapatma fırsatına gerek bile
yoktu. Karanlıkta gözlerinin önüne gelirdi yaşatmak istedikleri. Yaşatmak?
İnsanın elinde sadece "inanç" kavramı varken biraz zor olmalıydı bu
olgu. İnanç? Sadece inançlı olmak yetmezdi. Yapılması gereken? Onu da
bilmiyordu ki... Kapatmıştı tozlu günlüğünü cümlelerini bitirdikten sonra.
Birisi okur diye bir korkusu yoktu. Okuyan yazık diyecekti çünkü...
@Topalogluomur
bazen
birbirine güzel anılar katabilmektir bazen,
bazen beraber ağlamaktır,
bazen ise içten içe gülmektir,
bazen sarhoş olana dek içmektir,
bazen sımsıkı sarılmaktır hiç konuşmadan; kokusunu içine çekerek,
bazen detone olacağını bildiğin hâlde şarkı söylemektir,
bazen içini dökmektir suyla konuşurcasına,
bazen cümle kuramamaktır gözlerinde kaybolurken,
bazen çektiğin acıları göze almaktır,
bazen mesafeleri yıkmaktır,
bazen susmaktır,
bu hayat bazenler ile doludur...
-önemli olan bu bazenleri "birisinde" yaşatmaktır.
@Topalogluomur
bazen beraber ağlamaktır,
bazen ise içten içe gülmektir,
bazen sarhoş olana dek içmektir,
bazen sımsıkı sarılmaktır hiç konuşmadan; kokusunu içine çekerek,
bazen detone olacağını bildiğin hâlde şarkı söylemektir,
bazen içini dökmektir suyla konuşurcasına,
bazen cümle kuramamaktır gözlerinde kaybolurken,
bazen çektiğin acıları göze almaktır,
bazen mesafeleri yıkmaktır,
bazen susmaktır,
bu hayat bazenler ile doludur...
-önemli olan bu bazenleri "birisinde" yaşatmaktır.
@Topalogluomur
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













